Sentetik Böcek Öldürücüler

Sentetik temaslı böcek öldürücüler, günümüzde böcek kontrolünün birincil ajanlarıdır. Genel olarak böceklere kolayca nüfuz ederler ve çok çeşitli türler için toksiktirler. Ana sentetik gruplar klorlanmış hidrokarbonlar, organik fosfatlar (organofosfatlar) ve karbamatlardır.

Klorlanmış Hidrokarbonlar: Klorlu hidrokarbonlar, DDT'nin böcek öldürücü özelliklerinin keşfedilmesinden (1939) sonra 1940'larda başlayarak geliştirilmiştir. Bu serinin diğer örnekleri HCH, lindan, klorobenzilat, metoksiklor ve siklodienler aldrin, dieldrin, heptaklorun ve endrin içerir. Bu bileşiklerin bazıları oldukça güçlüdür ve uzun süreli bir etkiye sahiptir; bu nedenle uzun süre korunma gereken yerlerde özellikle değerlidirler. Toksik etkilerinin tam olarak anlaşılmadığı, ancak sinir sistemini bozdukları bilinmektedir. Bu böcek öldürücülerden bazıları çevreye zararlı etkileri dolayısıyla yasaklanmıştır.

Organik Fosfatlar: Organik fosfatlar artık en büyük ve en çok yönlü insektisit sınıfıdır. Bu sınıfta yaygın olarak kullanılan iki bileşik parathion ve malathiondur. Diğerleri ise diazinon, naled, metil parathion ve dichlorvos'tur. Özellikle bitki sularıyla beslenen yaprak bitleri ve akarlar gibi böceklerin yok edilmesinde etkilidirler. Kimyasalların bitki içine emilimi, ya yapraklara püskürtülerek ya da toprağa kimyasal madde emdirilmiş çözeltiler uygulanarak elde edilir, böylece alım köklerin içinden gerçekleşir. Organik fosfatlar genellikle çok az kalıntı bırakır. Bu nedenle kalıntı toleransların böcek öldürücülerin seçimini sınırladığı durumlarda önemlidir. Genellikle klorlu hidrokarbonlardan çok daha toksiktirler. Organik fosfatlar, enzimi inhibe ederek böcekleri öldürür. Kolinesteraz sinir sisteminin işleyişinde esastır.

Karbamatlar (Kimyasal Bileşenler): Karbamatlar, karbamil, metomil ve karbfuran gibi bileşikleri içeren bir insektisit grubudur. Hayvansal dokulardan hızla detoksifiye edilirler ve elimine edilirler. Bunların toksisitesinin organofosfatlar için olanlara benzer bir mekanizmadan kaynaklandığı düşünülür.

Sentetik Böcek Öldürücülerin Çevresel Etkileri

20. yüzyılın ortasında gelişme gösteren sentetik böcek öldürücüler, böceklerin ve diğer eklembacaklı böceklerin kontrolünü çok daha etkili hale getirdi ve bu tür kimyasallar çevresel dezavantajlarına rağmen modern tarımda oldukça önem kazanmıştır. Bu modern böcek öldürücüler, mahsül kayıplarını önlemiş, ürün kalitesini yükseltmiş, tarım maliyetini düşürmüş ve 1945-1965 döneminde dünyanın bazı bölgelerinde mahsul verimini % 50'ye kadar artırmıştır. Sentetik böcek öldürücüler hem insanların hem de evcil hayvanların sağlığının iyileştirilmesinde de önemliydi.  Dünyanın pek çok yerinde kullanılan bu böcek öldürücüler, sıtma, sarı humma ve tifüsün yanı sıra  diğer bulaşıcı hastalıkları da büyük ölçüde azaltmıştır. Bu olumlu etkilerine rağmen insektisitlerin kullanımı, çevre kirliliği ve zararlı türlerde direnç gelişimi gibi ciddi problemler de yaratmıştır. Çünkü böcek öldürücüler zehirli bileşiklerin ve zararlı böceklerin yanı sıra diğer organizmaları da olumsuz yönde etkiler. Bazı böcek öldürücülerin çevrede birikmesi aslında hem yaban hayatını hem de insan yaşamını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Birçok böcek ilacı kısa ömürlüdür ve onları yutan hayvanlar tarafından metabolize edilir, ancak bazıları kalıcıdır ve büyük miktarlarda uygulandığında çevreyi olumsuz etkiler.

Bir böcek ilacı uygulandığında, çoğu toprağa ulaşır ve yeraltı suyu doğrudan (uygulamadan ya da işlem görmüş alanlardan, akıntıdan) kirlenebilir. Ana toprak kirleticileri, klorlu hidrokarbonlar gibi DDT, aldrin, dieldrin, heptaklor ve BHC'dir. Tekrarlanan spreyler sayesinde, bu kimyasallar topraklarda şaşırtıcı derecede büyük miktarlarda birikebilir ve gıda zincirleriyle ilişkili olduklarında yaban hayatı üzerinde büyük etkilere sebep olabilir. DDT ve yakınlarının stabilitesi, diğer hayvanlara yem olan böceklerin bedensel dokularında birikerek toksik etkiler yaratır. Kartal ve şahin gibi yırtıcı kuşlar bu durumdan ciddi şekilde etkilenir ve bu sebeple popülasyonlarında ciddi düşüşler yaşanır. Sonuç olarak, bu tür kimyasalların kullanımı 1960'larda kısıtlanmaya başlanmış ve 1970'lerde birçok ülkede tamamen yasaklanmıştır.